Popüler Yayınlar

30 Kasım 2021 Salı

YOL VE DENİZ


Yollar geçtim

Uzun, çetin, aşılmaz karanlık yollar. 

Benimki sadece bir yol hikâyesi değildi. 

Gövdemde sökerken şafaklar

Yalnızlığımın karanlığa saplandığı 

Zifiri karanlık yollar geçtim. 

Ayrılıkla ayrılırken yollarımız

Kalpten kalbe bir yol buldum sende. 

Yoluma yıldızlar döşeli 

Binbir renk çiçekler

Ve kokuları ciğerime işleyen çiçekli yollar. 

Yemin olsun koklamadım hiçbirini 

Yanağımdan süzülen denizlere inat

Koklamadım hiçbirini. 

Hiçbirinin gülüşüne kanmadım

Aldanmadım

Ama hep yaralandım, yarım kaldım

Yine de yolumdan kendimi alıkoymadım. 

Aradım bir ömür boyu. 

Gökyüzü maviliğini. 

Uzak diyarları, 

Karanlık gecelerin dağdağasından sıyırıp 

Beni kurtaracak deniz serinliğini

Onu bulduracak

Ona kavuşturacak yolları. 

Göçmen kuşlar uçurdum içimde

Onun yaşadığı iklimlere

Haber götürsünler diye turnalar saldım

Deli maviliklere. 

Geri dönen olmadı. 

Gözlerim gözlerken yollarını

Bir kuş konuverdi serçe yüreğime. 

Yük ağır, 

Yol uzun, 

Yürek yorgundu… 

Taşıdım gökyüzü ağırlığında serçe yüreğimi. 

Menzil o. 

Ulaşmak gayrete tâbî…

Tâkatsiz dizlerim yoluna kurban. 

Sürünsemde kapısına varmak için

Kapkara yolları, karlı dağları aşmam gerekse de 

Deli maviliklere uçtum.

Serçe yüreğim kanatlarım altında

Kaf dağı kadar büyük sevdama ulaştım. 

Sarıldım… Sarıldım… Sarıldım. 

Kokusunu duydu hücrelerim. 

Deniz kokulu saçlarını taradı 

Gönül rüzgârları. 

Alnıma sevda değdi

Kurumuş dudaklarıma deniz tuzu. 

İçtikçe susadım sevdasına

Susadıkça içtim. 

Ben bir yoldum şimdi deniz oldum. 

Deniz maviliğinde bir çift gözde kayboldum. 

                                                 Lütfi Kerem ASLAN


29 Kasım 2021 Pazartesi

SEVDİĞİ İLE BERABER OLMAK.


"Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever,

Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever" 


Sevdiğiyle beraberdir kişi. 

Bedenleri ayrı dağlarda kar olsada. 

Ruhları aynı ateşle kavrulur

Aynı ırmakta yol alır. 

Bu adına fani dedikleri âlemde de olsa, 

Ebedi kalınacak alemde de olsa, 

Arafta da olsa böyledir işte. 

Kişi sevdiğinin ruhundadır. 

Onun gülmesinde,

ağlamasında, 

konuşmasında… 

Kişi, sevdiğinin koynunda sakladığı 

Eski siyah beyaz fotoğrafında, 

Fotoğrafın arkasına atılan tarihte,

Birlikte çıkılan yolda her daim kalbindedir. 

Gözyaşlarının pınarında, 

Dudağındaki tebessümün kenarında.,

Göğsünün içindeki yüreğinin has odasındadır. 

Kişinin sevdiğiyle irtibatı hiç kopmaz. 

Gündüzünde, gecesinde

Sözlerinin her hecesindedir. 

Sevenin sevdiğiyle kaderi ortaktır. 

Aynı kader farklı defterlere yazılsa da

ortak yaşanır. 

Ağlamalar ortak, kahkahalar ortaktır. 

Ucunda bucağında kalmaz kişi. 

Sevdiğinin kalbinin gönül tahtındadır. 

Bir köşeden öyle sessizce seyredemez hayatı. 

Kader bir yazılmış, birlikte yaşanmıştır. 

Bin çeşit güneşle ovulmuştur sevdiğinin yüreği. 

Yangınlar üstüne yürür sevgili. 

Hangi ateş kalmıştır yüreğini yakmadığı. 

Hangi rüzgar harlandırır ateşi?

Hangi sevda düğüm düğüm boğazında düğümlenmiştir? 

Sevdiğine giden kim götürmemiştir kendi ateşini? 

Kim teslim olmamıştır sevdiğine? 

Muhkem bir kaledir sevdiğinin gönlü. 

Karanlıkta aniden parlayan bir yıldız, 

Ay ışığı gibi tılsımlıdır.

Her nereye gitse sevgili. 

Sevdiğini de yanında,canında götürür. 

Sevginin surette değil canda olduğunu bilir. 

Candaki manâdadır sevgili.

Canandaki manâdır sevgili.

Manâsı canan, cânânı cân olmaktır sevgili. 


"Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever,

Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever" 


                                     
Lütfi Kerem ASLAN




28 Kasım 2021 Pazar

AĞLAMAK


Yolcuyum yükümü yükledim. 

Yola çoktan revan oldum. 

Düştüm bir ulaşılmazın ardına 

Sırtımda gamım kederim acılarım

Yol almaktayım gece gündüz

Kimi zaman sahrada

Kimi zaman tenhada

Geçen zamana ağlamaktayım

Kimseler görmüyor ağladığımı

Yalnızca o biliyor uzak diyarlarda

Yalnızca o dokunuyor kalbime usulca

Ağlamak bana mahsus

Yalnızlığın çekilmez tesbihi

Gözyaşım tesbihin taneleri

Her tanesi onun adını zikrediyor

Duyuyor gönlümün sesini 

Bin yıllık hasretlere bölünüyor uykularım

Avuçlarımda hissediyorum yüreğini

Geç kalmışlığın hüznü dudaklarımda

Dudaklarım titriyor halimi arz etmeye

Kelimeler boğazımda dizili

Konuşsam ağlayacak cümleler

Islatacak kalemi kağıdı avuçlarımı

Yüreğim elimde 

Bu gece sırrımı verdiğim dağlarda ağlıyor

Sessiz bir hıçkırık beni boğmakta

Göğsüm daralıyor

Yalnız onun sesi susturur ağlamalarımı

Yalnız o ferahlatır göğsümü

Onu düşünüyorum yol boylarında 

Ormandaki ağaç o

Dağdaki çiçek o

Ben yoluna serilmiş bir çimen

Acılar ekiyorum toprağa

Bana gül veren gülüveren o

Gözyaşlarını kaybetmiş yolcular var etrafta

Dönüp bakamıyorlar ağlamalarıma

Sağır olmuş gözleri duymuyor ağlamalarımı

Sessiz bir çığlık gibi 

Hıçkıra hıçkıra ağlıyorum oysa

O biliyor o anlıyor

Ve o siliyor gözyaşlarımı

Huzur onda

Ferah onda

Teselli onda

Ona teslim oluyorum ağlamaların sonunda.

Sözlerimi uzattıkça yüreğim ürperiyor

Gözyaşlarım kuruyor

Kalemim susuyor. 

Neden yazmazsın diyorsunuz ya habire. 

Gözyaşlarım kurudu 

Yazamıyorum anlasanıza.

                               Lütfi Kerem ASLAN


27 Kasım 2021 Cumartesi

GÖNÜL KAPISI




Bir devr-i âlemin üzerine örtülmüş tozlu perde 

Onun sesiyle yırtılıyor

Uçsuz bucaksız deryada ipekten bir sicim oluyor sesi

Ve ben bir seyyah düşmüşüm dalgaların arasına onu arıyorum 

Ömrün girdabında boğulmak üzereyim 

Ne yana baksam o

Ne yöne dönsem onu görüyorum

İçimde deryalar çalkalanıyor 

Deryalar içinde bir kapı… 

Onun kapısı. 

Kapısının eşiğinde durup diz kırıyorum 

Gönül tokmağıyla vuruyorum kapıya

Kapı ki her gelene açılmaz

Sabırla, ümitle, teslimiyetle bekliyorum 

Vazgeçmek yok

Ümitsizlik yok 

Yeis yok

Düşmüşüm acıya, dayanmışım kapıya

Beklemek sabır denilen ağacın meyvesi

Kavuşmak ona kavuşmak 

Bu sabrın lezzeti… 

Yokluğun sesi gürültülü

Rahatsız edici, tırmalıyor kulaklarımı

Lakin onun sesinden iyilik muştuları yayılıyor kulaklarıma

İyi bir kalp, temizce seven bir yürek 

Beni buluyor fırtınalar kopan kapının önünde 

Gir denilse gönlümdekini avuçlarıma alıp gireceğim.

Sükûn içinde sesini dinliyorum 

Onun sesiyle dönüyor dünya 

Ben onun sesiyle yaşıyorum 

Onun sesiyle denizler sakin, 

Onun sesiyle dalgalar durgun

Mavilikler onun sesinde duru

Ve ben onun sesine her gün daha çok alışıyorum. 

Yaşıyor olmak savaşıyor olmaktır. 

Kapının önünde oturmuş kendimle savaşıyorum 

Sabrımla savaşıyorum

Ümidimle savaşıyorum

Anlaşılamamakla savaşıyorum 

Anlaşılamamak alın yazımız belki de… 

Anlamak…

Kapının arkasındakini görmeden sevmek 

Onun sesini konuşmadan duymaktır. 

İnsanın kendisiyle değil, kendinde meşgul olmaktır. 

İnsanın kalbine gizlice batan bir kıymıktır oysa anlaşılamamak

Onu çıkarmak için anlamanın derin kuyusuna girmek gerekir. 

Kapıları sabırla beklemek 

Ümitle onun sesini aramak gerekir 

Herkes başta kapının önündedir

Sonra türlü rüzgârlar eser ve her biri bir yana savrulur. 

Bazıları durduğu yerde durur. 

Yalnızdır ama kapıdan vazgeçmemiştir. 

Sabırla çeker çile bulutlarını aradan

Gönül kilidi açar kapıyı usulca

Hasret vuslata erer

Denizler dalgalar yol verir 

Sesin sahibine varılır

Girilir kapıdan içeri 

Ümitler, sabırlar, vuslatlar, gönül

Onun kapısından içeri… 

Ondan öte yol yoktur.. 

Gönül ona mahkûm olur. 

Ona mahkûm olup onda azatlık bulmak ümidiyle.  

                                  Lütfi Kerem ASLAN




26 Kasım 2021 Cuma

SONBAHAR... GÜZ...HAZAN


Sonbahar diyorum. 

Güz mevsimi

Ya da eskilerin dediği gibi hazan

Hüznünün güzelliğini taşıyan

Ve hüznün en çok ona yakıştığı mevsim

Birbirinin ruhunu, gönlünü tanıyanların

Birbirine gönül ırmaklarını akıttıkları 

Sevdayı kalplerinde hazan yeline bıraktıkları

Duygularını yağmurlarla yıkadıkları mevsim

Gün sarısının Güz sarısına döndüğü

Özlemin, hasretin, vuslatın

Gün doğumundan, gün batımına gidip gidip geldiği mevsim

Dünlerin mazide bir hasret 

Yarınların vuslat getirdiği mevsim

Şair olmalıydı oysa her şeye rağmen sonbahar 

Yazmalıydı sapsarı yapraklarına taşıdığı hüznü

İçinde büyüyen sarı hüzünler biriktirmemeliydi

Sevgiliye sunmalıydı en güzel aşkları

Yağmur sunaklarında

Gözyaşı kurban etmeliydi 

Ayrılığın adını silmeliydi kaldırımlardan

Yaprağı daldan, suyu topraktan ayırmamalıydı

Aşığın yüreğini değil acılarını sarartmalıydı

Ağaçlardan yaprağı değil 

Gönüllerden, gözlerden ve yüzlerden hüznü dökmeliydi

Dedim ya hazan bu

İnsanı ağlatan, insanı yoran

Dağlara, kırlara, ovalara değil

Gönlümüze düşen hazan….

Cemreleri saklayan, gönülleri unutmaya mahkum bırakan hazan

Kavuşmaları, hüzünlü ayrılıkları mecbur kılan sonbahar

Ve artık son demidir ömrün sonbahar

Ayrılıkların, özlemlerin, hasretlerin son demi

Bir ince yorgan gibi üstümüzü örtecek

Usulca beyaz kavuşmalar hediye edecek sonbahar

Dedim ya 

Ya sonbahar ya Güz  ya da hazan…

                                Lütfi Kerem ASLAN

 


25 Kasım 2021 Perşembe

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK



"Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

 Meyvalar sabırla olgunlaşırmış

 Bir gün gözlerimin ta içine bak

 Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

 Yağmurlardan sonra büyürmüş başak" 

demiş şair… 


Ölmek için doğar âşık 

Ölmeye doğar… 

Ölmek aşığın kaderinde vardır. 

Yola koyulur âşık toprağa düşer tohum gibi

Toprak maşuktur onun için

Yağmurlara açar gönül toprağını

Filizlenir toprağın bağrında

Büyütür maşuğuna olan aşkını

Maşuğunun gönlünde boy verir başaklanır

Sabırlar dizer gönül tesbihine âşık 

Bekler tevekkülle meyvelerinin olgunlaşmasını

Köklerini salar maşuğun yüreğinin en derinine

Aşığın sabrı maşukta meyveler verir

Olgunlaşmak üzeredir sevda 

Temmuz güneşi gibi yakmaktadır maşuğun gönlünü

Sevda yüklü bulutlarla su taşır âşık 

Maşuğun gönlüne gözyaşı olup düşer

Olgunlaşır meyveler 

Başaklar âşık karşısında boyun büker

Tohum meyveye dönmüş ölüm başa gelmiştir

Maşuk ölmek üzeredir

Âşık yaşayan ölüsü maşuğunun gözlerinde yeniden dirilmektedir. 

Başakların gözlerinden 

Düşer tohum tohum toprağa âşıklar

Rüzgar savurur âşıkları maşuklarının diyarına

Yağmurlar getirir âşıklar maşuğunun toprağına

Yağmurlarda ıslanırlar sessiz usulca

Âşık toprak olur ölür yağmurda

Yağmur Maşuk olur doğar toprakta

Ölmeden öldürürler canı usulca

Tek yürekte bir olurlar yağmur altında. 


 

24 Kasım 2021 Çarşamba

GÖZLERİN


Bir ben vardır bende benden içeri 

İki de göz vardır ondan içeri

Ayrılamam o gözlerden 

Mehtabın yalnızlığında seyre dalarım

Uyurken ay ışığının koynunda deniz 

Gökyüzünde sallarım en güzel duygularımı

Gecenin karanlığına sakladım seni

Yıldızlar güzelliğini kıskanmakta

Ve koynumda iki göz uyumakta. 

Saçlarının sarısı karışmış gözlerinin rengine

Yıldızlar güzelliğine benzemenin peşinde

Uyut gözlerini göğsümde

Göğsümün sol yanı onlara en güzel ninnilerini söylemekte

Yıldız yıldız dolaşıp adını yazmaktayım gökyüzüne

Gözlerin koskoca karanlığı kaplamakta

Geceye en güzel mavilikleri katmakta

Bırak kapatma gözlerini 

Mavilikler gecede gözlerin bende kalsın. 

Kaparsan eğer gözlerini geceden korkacağım

Sorulur yıldızlarca karanlık sebebim 

Rüzgârlar uğultusuyla titretir göğsümü

Yatağına kırgın akar ırmaklarım

Ne olur kapatma gözlerini göğsümde uyutacağım

Buluttan ve yağmurdan çekilir ellerim

Saçlarına ulaşmak için yol arar

Karanlıkta ışık olur yol açar bana gözlerin

Dağların ardındaki Ferhat

Çöllerde gezen Mecnun

Ateşlerde yanan Kerem dir gözlerin. 

Kâh görünen Şirin

Kâh deliren Leyla 

Aslı'nı soracak olursa eğer

Kerem' de saklı bir sırdır gözlerin

Zamanın kubbesinde

Gün müdür, ay mıdır, yıl mıdır gözlerin 

Gönlümde oturduğun taht mıdır gözlerin

Açtı gözlerin bana bütün kapılarını

Gönül ufkuna sürdüm sevda denen atımı

Gülümsemenden duydum bin yıllık feryadını

Feryadına  yabancı değil şimdi yüreğim 

Söyle,seyreylediğim mehtabım mı gözlerin 

Göğsümü hangi düğümle bağladın gözlerine

Ne güzellikler kattın şu kısacık ömrüme

Sensiz yapamıyorum gözlerin yaşadıkça

Gönlünden kopamıyorum yüzün bahar oldukça

Gözlerine baktıkça huzuru kokluyorum

Gözlerini her gece göğsümde uyutuyorum

23 Kasım 2021 Salı

HAZANDA YÜRÜMEK


Şimdi aylardan hüzün.

Ve bin baharı saklamakta yüzün

Peşinden deli yağmurların koştuğu, 

Yağmurları hüzünlü aşkların kovaladığı mevsim.

Bir kahverengi fotoğrafın içinden geçtik akşamüstü mahzunluğunda

Hazan bahçesinden yürüdük, sevdam sol yanımda

Peşinden gittik yan yana yürüyen mevsim ve kederin

Aldı götürdü bizi sararmış yapraklar  filizlenen sevdanın diyarına

Ellerimiz yüreğimizin sıcaklığında ısınmakta

Yüreğimiz sevdanın ateşinde yanmaktaydı

Biz hazana yüklüyorduk hüznümüzü

Hazan bize açmaktaydı koskoca gökyüzünü 

Zaman hazan gibi sararmaktaydı

Ruhumuzu zamanın sevdası sarmaktaydı

Kapılar açıldı gökyüzünden gönlümüze

El verdik geçtik sevdamızla ötelerden bir güze

Zaman durmuştu oysa öteki diyarlarda

Gözler buluşmuştu bambaşka rüyalarda

Sardı sevdasına en sarı tütünleri adam

Çekmedi bir nefes yârinin gözüne dalmadan

Yaşadı birkaç bin yıl kadın

Yalnız gözlerine dalıp adamın

Geçti hazanın ve tütünün en sarı dumanından

Acısını esirgemeden adamdan

Sardı sarmaladı acıyı yüreğine adam

Yürüdük bir kadın ve adam

Geçtik hazanın en sarısından

Sarıldı yaprakla dal gibi kadın ve adam

Döküldü son cümle sessizce ağızlardan

“Beni bağışla Aşkım, 

aşkımı hoş gör artık 

Beni hoş gör, beni bağışla, 

Seni seviyorum.”

22 Kasım 2021 Pazartesi

MEKTUP VE MASAL


Mektuplar getirirdi güvercinler ak kanatlarında

Masal diyarından sevda dağlarına

Ucu yırtık yanmış mektuplar… 

Yalnızlığımı bölüşürdüm kalemimle

Kağıt bir masal diyarı olurdu kalemimin önünde

Kalbin kalbimin üstüne bir bulut serinliğiyle sevda sağanakları dökerdi masalsı diyarlarda

En güzel ninnilerini söylerdi masalın mektupta anlattığın rüzgârlar

Yılkı atları gibi koşarken sevda içimde

Yamacında gezindiğim dağlar masal diyarlarına dönüşüyordu

Sonra sen masalım oluyordun ayçiçekleri içinde 

Sana bir mektuptan daha çok ihtiyacım vardı masalım. 

Çünkü sen, bulutların rengini konuşabileceğim tek kişiydin

Düşüncemin tınısını kulaklarımda sesiyle, büyüsüyle bana yeniden hatırlatan sen. 

Uzun bir ayçiçeğinin yüzüne baktığımda bana tüm çekirdekleriyle gülümseyen tek kişi, sen

Toprağa yürüyen su, dağ başlarında açan yalnız çiçek, ağacı bütün güzelliğiyle bezeyen yaprak sen.

Geçtiğim patikalar masal diyarlarına, senin diyarına, götürürken beni mektup taşıyan güvercinlerin ak kanadına saklamıştım sevdayı

Bir şiiri kıskandıran gözlerin denizaşırı sevdalara salmaktaydı yüreğimi 

Belki bir ormanın masalsı tenhalığında ay ışığına taşımaktaydı güvercinler mektupları

Daha kaç satır yazılıp yazılıp silinecekti hasret ağacının vuslat yapraklarına

Kaç mektubu geri götürecekti güvercinler kaf dağının ardına 

Kaç kalem kağıda olan sevdası için kendini kıracaktı 

Kaç sevda ateşi mektubunu yüreğinde yakacaktı

Yitik bir mektubu bulmak için düştüm masal diyarlarının tozlu yollarına

Baktım ki o diyarda;

Evvel zaman içinde 

Zaman benim içimde

Mektup masal içinde

Sen masalın içinde… 

Yaşanmamış sevdalara yazılmamış mektuplar yollamak gönlün kapısını gökyüzüne aralamak gibidir… 

Vesselâm 

                                Lütfi Kerem ASLAN

 


21 Kasım 2021 Pazar

SEVGİLİ... EY SEVGİLİ... EN SEVGİLİ!


Göklerde yankılanan sesler vardı. 

İçimdeki dağ başlarında, kaya kovuklarında, coşkun akan ırmak boylarında duyduğum

İçimi titreten, gönül telime dokunan sesler… 

İçimin derin vadilerinde haykıra haykıra söylediğimde duyulmayan sesler. 

Kime anlatmalıydım içimdeki sessizliğin sesini

Kimsesizdim kimseler duymazdı. 

Ve derken gecenin karanlığını gün aydınlığına çıkaran çıkageldi

Apansız ses etmeden

Gönlüme düşen bir cemre gibi aydınlığıyla gül bahçesine çevirdi kapkara gönlümü

Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde 

Bir çöl yalnızlığında dolaşırken ruhum yağmur oldu sesiyle toprağıma

Toparlandı içimdeki sesler kervanı 

Yönünü yitirmişti oysa

Yönü, yolu, yoldaşı oldu gönlümün

Yalnız bir ay gibi yükselirken ve benden uzaklaşırken gönlüme yıldızları yoldaş eyledi

Yemyeşil bir vaha oldu kupkuru gönül çölüme, uçsuz bucaksız deryalar açtı gönlüme

Gönlüm ki ona hicret eden bir muhacir artık

Bilmez başka yol yordam

Onun yürüdüğü yoldaki ayak izleri benim mihmandarım

Uğruna ömrümün yaşanmamışlığını vermeye hazırım 

Yollarına serip ömrümü önünde yol olmaya razıyım

İçimdeki sesler yürü onun peşi sıra diyor 

Ona kavuşmak özgürlüğün en hası

Onda unutuyorum ben çektiğim gamı yası

Gel diye çağırınca uzak diyarlardan 

Deli taylar gibi koşasım geliyor 

Sevgili ey sevgili en sevgili 

Sesin kulaklarımda çınlasın her an

Ruhum ruhunun kıyılarında demirlesin

Fırtınada sığındığım tek liman sensin

Ben sana sürgün yemiş, gözlerinin divanesi bir âşık

Dolunay azatlığında tut ellerimi bırakma beni yalnız.

                                       Lütfi Kerem ASLAN

 

20 Kasım 2021 Cumartesi

YAĞMUR YAĞIYORDU


Bir yağmur yağıyordu inceden ince

Asumanın derinliklerinde hüznüme dokundum bu gece

Elleri incecikti yağmurun

Anladım elleri ellerime değince

Geçtim sevgilinin yağmur gözlerinden 

En güzel türkülerimi söyleyince

Sonsuz boşlukta yankılandı sesim

Yağmurun alıp götürdüğü duygularımdan önce

Saçaklarda serçeler vardı

En güzel şarkıları söylüyorlardı yağmura

İsyanlı bir sükût penceremin camını el sürmeden çalmaktaydı

Kapımda yağmurun sırılsıklam aşkı

Göğsümü bir sel gibi kabartmaktaydı

Ellerim semanın gözyaşlarını silmekte

Gözlerim yağmurla gönlüne akmaktaydı

Bilirdim en güzel yalanlarını yağmurun

Alırdım başımın üstüne bir bela gibi

Taşırdım yüreğimle gözlerimde

Ürkek ceylanlar gibiydi yağmur

Üzmemek kırmamak ya da incitmemek için taşırdım göğsümün en derin yerinde

Yağmurlar yağardı 

Ben gözlerinden başka iklimlere taşardım

Sokaklar ıssızdı caddeler yorgun 

Ceplerimde taşıdığım sevda mahzun

Rüzgârın kulaklarımda uğuldayan ninnisi

Yağmur sesi gibi getirirdi sesini

Uzak diyarların denizaşırı maviliklerinden

Damla damla dökülürdü gözlerimden yüreğime hasret

Bir ada yalnızlığında hasretine yağmuruna tutulurdum 

Bir bulut olsam yahut bir yağmur tanesi

Düşmek isterdim gönlünün çorak topraklarına

Yağmur sicim sicim yağmaktaydı

Benimse saçlarımda kırağılar vardı

Bir yangından arta kalan kırağılar

Gönül yangınından bana kalanlar

Elimde eski bir bavul geçmiş yağmurları taşıdığım 

Yüzümde daha eski bir ifade

Kapımı açtım yağmura

"Geldim." dedim geldim işte. 

Sana kendimi getirdim.

Göğsümde taşıdığım seni getirdim.

Acılarımı,ayrılıklarımı, özlemlerimi, hasretlerimi getirdim. 

Sana geldim.Kapında sen olmaya geldim. 

Yağmur ruhu gibi ince ince yağıyordu

Ve bir yağmur yangınıyla ruhumuzu sarıyordu. 

Gözlerimizden gönlümüze bir sevda ırmağı akıyordu.

Ve yüreğimiz yağmurun yatağında sevda diye atıyordu.

                                     Lütfi Kerem ASLAN


19 Kasım 2021 Cuma

DİVANELER VE KATARLARI


Kapattım şehrin bütün ışıklarını

Yağan karın aydınlığında ısınıyorum şimdi

Duygularım, soğuk ve gri duvarlara çarpıp çarpıp geri dönüyor 

Şehrin mezar taşları arasında gezen divaneler görüyorum. 

Yürekleri tek bir vuran birbiri için vuran divaneler 

Bir de yağan kara inat içindeki trenlerle vagon vagon sevda taşıyan katarlar var. 

Zamanın yorgun istasyonlarında 

Sevda bırakıp sevda yükleyenler

Gönülden gönüle sevda taşıyanlar

Gönül vagonlarına sevdayı ateşiyle yükleyen sevdalılar 

Ateşe düşüp su arayanlar

Sevdaya düşüp daha çok ateş isteyenler. 

İsteyipte yanacak hiçbir şey kalmayıncaya kadar yananlar… 

Öyle bir yanmak ki sevdalısından başka geriye bir şey kalmasın diyenler. 

Sevdalının ne canının ne de taşıdığının kendine ait olmadığını

Onun kalbinde katar katar yer eden sevgiliyi söküp atmanın kolay olmadığını

Onu atmak yerine yüreğini çıkarmak gerektiğini bilen divaneler. 

Divaneler divanında sevdayı okuyanlar var. 

Günleri geceleri, haftaları ayları, tuzları ekmekleri, dertleri dermanları sevda olan divaneler.

Gönül yangınlarıyla gökyüzünü sevdası için ısıtan divaneler. 

Gelip geçen trenlerin bağırtısını her istasyonda yüreğinde duyan divaneler. 

Katarları bir geceden bir geceye getirip götüren divaneler. 

Yüreği pare pare geceye iz bırakan divaneler. 

Gökten tane tane sevdasının kalbine aşk indiren divaneler var. 

Divaneler var ki yüreklerini katarlar taşıyamaz, divaneler var ki yüreklerine her yürek ulaşamaz. 

Yeryüzüne fısıldadığını gökyüzüne duyurmak isteyen divaneler var

Hasretine, vuslatına ulaşmayı bekleyen divaneler var 

Görmeden yüzünü uzaktan uzağa iman eden divaneler var 

Sevgiliye kavuşmak için ömrünü katar katar harcayan divaneler var 

Bir çift gözü için

Divanesi olduğum dilber yüreğine katar katar sevda taşımak umuduyla…

                                 Lütfi Kerem ASLAN


18 Kasım 2021 Perşembe

HEYBEMDEKİ GAM


Omzumda bir heybe.

İçten içe bir yolculuğa çıktım.

Duygularım düşüncelerim hep ona ulaşmak.

Benden öte bende olana ulaşmak.

Ulaşmak öyle kolay değil ama… 

Bedeller ödemek, karlı dağları aşmak, yağmurlarda ıslanmak ve heybeme doldurduklarımı gönlü güzel olana sunmak.

İnsan çıktığı yolculukta acılarını, hüzünlerini, yanlışlarını ve yanılışlarını geçtiği yollarda bırakmak istiyor.

Belki kaybolup giden zamana inat yeni umutlara, özlemlere, kavuşmalara göz kırpıyor.

Ay ışığında buzdan çölleri aşıyor, gün ağarışında bir orman kuytusundaki fesleğen kokulu sevdiğinin sesini duyuyor.

Her daim özlüyor kimi zamanda gözlerini yatırıp ıraklara yol gözlüyor.

Heybede taşıdığı umutlar yeşerdikçe yeşeriyor.

Her yeşerttiği, koynunda sessiz sedasız büyüttüğü için yüreğine bir kesik atıyor.

Attığı her kesik bir gül oluyor büyüyor yüreğinde.

Seherde yaprakları yeni açılmış bir kitap oluyor okumak için heybede taşınan.

Gönlüyle konuşanların heybesi boş kalmıyor.

Gönül dili sevdiğinin dili oluyor sevgilinin gönlüyle konuşuyor insan.

Ve gönül diliyle söylenen sözler gönle dokunuyor, karşılığını gönülde buluyor. 

Gönlüne, heybesine ne kadar sevgi, nezaket, zarafet ve aşk koyabiliyorsa sevgiliyi o kadar anlayıp sevebiliyor.

Heybemi doldurduğum bu güzelliklerle yola revan olmaya devam ettim. 

Şairin mısraları yankılandı sonra:

"kalbimdir mâsivâyı tüketti, 

kendini savura savura… 

kalbimdir, arzular tercüman;

yara yok, görünmüyor, 

ama kan akıyor, hâlâ akıyor, 

tenimi kavura kavura"

Seher yeli estikçe sevgilinin fesleğen kokulu sesini, esen yelin taradığı saçlarının sümbül kokusunu duya duya ve gönlümdeki, heybemdeki gülleri suna suna sevgilinin huzuruna varıyorum.

Şimdi Vakitsiz rüzgârlarda savrulan yüreğim sevgiliye kavuşmuş heybemdeki gamlı kitabı sessizce okumakta.

                                     Lütfi Kerem ASLAN




17 Kasım 2021 Çarşamba

ESKİ ŞEHİR HİKAYELERİ

Bir gün şehre bir adam geldi.

Yüreği elinde kan revan içinde.

Su görmüştü düşünde.

Yüreğini kanatan acıyı bulmak ve onu temizlemekti amacı.

Sordu bir meczuba:

"Neden kanar bir yürek?" 

Meczup gözlerini dikerek:

"Aradığını bul.Cevabı suyun içinde."diyerek cevapladı. 

Düştü suyun peşine.

Düşündü suyun peşinde. 

İnsan gönlü su gibidir.

Bazen coşup çağlayıp bazen susup ağlayıp yatağını bulur.

O halde bulmalıydı gönlü o suyun yatağını.

Temizlemeliydi yüreğini suyun en saf haliyle.

Su hakikatti,şefkatti,merhametti,muhabbetti.

Su insanın gönlündeki sevgi ve samimiyetti.

Sevgisi su gibi samimi olmayanın şefkati görünmezdi.

Sevgiyi görmek için de gönül gözü gerekliydi.

Dolaştı şehri günlerce,aylarca yüreği elinde.

Sahip çıkan olmadı kalakaldı öylece.

Çekildi inzivaya bir köşede sessizce.

Sevdası uğruna koydu yüreğini önüne.

Aramaktaydı o sırada yüreğini kaybeden bir handan.

Neredeydi mutluluk neredeydi yüreğiyle arayan ve ağlayan.

Kimin gönlünde kaybetmişti aradığı yüreğini.

Kim almıştı da geri vermemişti.

Dolaştı yüreği kadar yorgun sokaklarını şehrin.

Gün rengini kararttı,gece yıldızları ağarttı.

Bilirdi yüreğini kaybettiğinden beri gece sancılı ve ağırdı.

Bölünecek uykuları,dinlenecek duyguları ve sevda dilenecek yüreği yoktu.

Simsiyah örtüsüne gecenin yarenlik yoldaşlık edecek kimi kimsesi yoktu.

Yürek olmazsa neye yarardı insan?

Yâri, yâreni,dostu, arkadaşı,aşkı sevdayı nerden bilirdi?

Gece ninnisini söylerken sokaklar sessizce uyumakta adamın yüreği örselenmişliklerini saymaktaydı.

Sessizce geçti adamın önünden.

Sevdiği o türküyü söylerken içinden.

Gece mehtaba dalmış yaprak suya uyanmıştı.

Handanın gözleri daldı, gördü yürekteki kanı.

Adam dedi:

Ey handan ne istersin bu candan? 

Yürek yarım ararım elindeki canandan. 

Suyun sırrını sordu:

Nedir sırrı ey handan? 

Gözyaşım canandır başka bilmem ağlayan. 

Uzattı yüreğinin yarısını da adam

Vuslata erdi yürek temizlendi o an. 

Yüreğinin yarısını taşıyanı bulup vuslata erdirmek umuduyla. 

Vesselâm…

                                    Lütfi Kerem ASLAN

 



16 Kasım 2021 Salı

YEDİ İKLİM BEŞİNCİ MEVSİM


Kuş uçmaz kervan geçmez yalnızlıklar aleminde sen yoktun her şey yok oldu.
Sen geldin yoklar var oldu.
Alemin ortasında kimsesizliğin sesinde şiirler dokuyordum nakış nakış gönül tezgahında.
Uçsuz bucaksız düşler aleminin gökyüzüne resimler çiziyordum sana ve sevdaya dair.
Ormanlarda yuvasını yitiren bir kuş gibi sessiz çığlıklarım yükseliyordu gecenin karanlığını yırtan.
Gönlüm bir viranşehir yıkılmış mahzun… 
Hayal hanesinde suretini dondurmuştum asırlar öncesinde.
Bir tebessüm bir gülüş aradım yalnız kalabalıklarda.
Alemin yücesinde dağların tepesinde çıkıp çıkıp uzak iklimlere bakıyordum.
Hasretlik kokan yazılmamış mektuplarını koynumda saklıyordum.
Ahlar tütüyordu sözlerimin içinde yaşlar döküyordum gam gözünün içinde.
Seneler seneleri sensiz kovalarken sevdanı saklıyordum can özümün içinde.
Daldığım hayaller bitip tükenmezken uykularım bölünürdü sesinle birden.
Zamanın kusurları dökülürken içime mısraları yazdım senin gönül ülkene.
 Bekledim seni dört mevsimin üçünde beşinci mevsimde az geldi bana.
Aktın sel oldun gönül elinde durdun umman oldun yedi iklimde.
Derken çıkageldin sensiz aleme.
İki dünya sığdırdın gönül haneme.
Gördüğüm düşlerden yokluk ülkeme bir bakışınla sevda getirdin. 
İçimde uzayan her yol sende bitermiş.
Düşümde hayaller gerçekte senmiş.
Gökteki mavilik sende gerçekmiş.
Gerçeği buldum ben gönül hanende.
Nazende sesinle uyandım artık sevdaya gözlerinde kanandım artık.
Yedi iklim dört mevsimde inandım artık. 
Beşinci mevsimde buldum seni ben. 
                                  Lütfi Kerem ASLAN


15 Kasım 2021 Pazartesi

TAVAN ARASI

Zaman nasıl da çabuk geçiyor.
Dün başımızın üstünde dolaşan bulutlar;bugün gözlerimize, yüreğimize mazimize ve âtimize birer damla olup düşüyor.
Duymuyor kimsecikler içimizden konuştuğumuz sevgiye dair cümlelerimizi.
İçten içe sözcükler iç içe geçerken yüreğimin lûgatında cümleler kurulup kurulup yıkılıyor...Ve sonunda defterimde  devrik cümleler kalıyor.Bir bir tavan arasına sakladığım,kimseler anlamasa da elbet bir gün anlayanın ve ellerimizin arasından bir gümrah ırmak gibi geçen zamanın olgunlaştırdığı cümleler.En kıymetli sandıklara kilitleyip onca yaşayamadığım anları, anıları sakladığım tavan arasında sessizce yaşlanan cümleler.Belki de herkesçe anlaşılmadığı devrik olmasından belki de vaktinden önce gelen bir yağmur gibi zamansız kurulmuş olmasından… Kim bilir?Anlatamadıklarım gökyüzü sadeliğinde süzülürken içimdeki yalnızlığa,umursamadıklarım içimi bir tavan arası loşluğunda gecenin kolları arasına bırakmakta.Sakladığım,sarıp sarmaladığım bir sırlı aynanın dipsiz kuyusuna attığım ve tavan arasına kaldırdığım düşlerimi zamana inat bakışları şehla şehla,yıldızların emaneti,gökyüzü duruluğunda bir çift gözün gelip dipsiz kuyudan çıkarmasını bekledim. 
Zamanın tavan arasındaki kalp atışlarını duyuyorum şimdilerde.Ufuk çizgisinin belirsizliğinde görünen tavan arasında bir titrek lamba ışığına bir sırlı aynaya emanet ettiğim sırlarımı almaya gelen ve masmavi yolculuklara beni alıp götürecek gemiye sırları yüklemenin vaktidir. 
Vakit sırları yüreğinde çözenlerle sırlı yollara revan olma vaktidir.
                     Lütfi Kerem ASLAN 

SANA BANA VE BİZE DAİR

Yıllar üstümüzden çekmiş elini
Bir türlü zamanı aşamamışız
Mektuba yazdığımız gönül dilini 
Zamanın kağıdına yazamamışız

Seneler mevsimler hasretle yağmış
Bir türlü altında ıslanmamışız
Gönül aşılmayan bir yüce dağmış 
Aşacak yolunu bulamamışız

Ayrı mevsimlerde gönlü üşüyen
Sevdasını dilden gönle taşıyan
Bir güzelin aşkıyla yanıp tutuşan
Beşinci mevsimi bulamamışız. 

14 Kasım 2021 Pazar

ARADIĞINI BULMAK

 


Yanmak, kalbin en asil ve anlamlı eylemidir. 

O yandıkça kendini bulur, kendini buldukça da yanar. 

Onun yakıtı asla bitmez. 

Alevini hiç görmeyiz ve külü de asla birikmez. Belki de hiç bitmeyen yakıtı hüzündür.

 “Hüzün ki en ziyade yakışandır bize.”demiş şair.

Hüzün, toprak ve sudur. 

Kalpte başlayan yangın, bir yanış ya da bir yanılıştır belki de.

 Göz pınarlarının beslediği uçsuz bucaksız bir sahradır hüzün.

Yalınayak çöllerden yağan yağmurların altına kalbin peşinden koşarak geçmektir hüzün.

Geçerken kalbin içinde taşıdığımız gamdır, kederdir, umuttur, sevdadır, aşktır.

Hüznü olmayanın aşkı olmaz.

Kalbinin bir köşesinde hüzün olmalıdır ki insanın insan o zaman aşkı anlasın.

Hüznün tarifini ise en güzel gözler yapar.

Gözlerden kalbe akan bir ırmaktır hüzün.

Gözler bakar ama söyleyemez.

Zaten aşk, dilinle değil de gözünle gönlünle konuşmak değil midir?

Değil midir ki kalpler yakınlaştıkça sözler susar gözler ve gönüller konuşur.

Gözler görüneni görür, kalp ise gözlere görmek istediğini gösterir. 

Bülbül gülün güzelliğine nağmeler dizerken gül bülbülün hüznünden başka bir şey görmez.

 Bülbül baharı gülden bilir amma baharı anlatan nice güzellikler vardır.

Esen bahar rüzgârı, tomurcuk tomurcuk ağacın gönlünde açıldığında, güle, bülbüle o güzelliği katan yaprak vardır. 

Bütün bunları bağrında besleyip büyüten toprak vardır. Bülbülün güle, ağacın yaprağa ihtiyacı vardır.

Gül bülbülün ruhundaki yangınları tutuşturan, yaprak ağacın dallarındaki samimiyeti oluşturan yegâne sevgi timsalidir. 

Can ile kalp neyse ağaç ile yaprak, gül ile bülbül odur. 

Ayrı düştüklerinde gurbetten sılaya özlem, buluştuklarında gurbetin içinden özlenen vatana vuslattır.

Vuslat… 

Bulunmayacağını bile bile aramak… 

Bulmak için mumdan gemilerle alevden denizlere açılmak. 

Ve sonunda bulmak. Aslında kendinde saklı olanı bulmak… 

Buldum diyebilmek. 

Bulduğunun kıymetini bilmek.

Kıymet bilmek ki sanki dağları başına koyup taşıyabilmektir.

Bir gönül kapısından içeriye girebilmek ve bütün bunları yapabilmektir.

O kapı ki yalnızca içerden açılabilen tokmaksız bir kapıdır.

Gönül kapılarını çalmadan açanlara selam olsun…


ESKİ SEVDALAR

Sırra kadem bastı eski sevdalar 
Şirin bir masalda kaldı öylece
Aslını sorarsan bilmez kimseler
Kerem ateşlere yandı öylece… 

Nergisler sarardı soldu dağlarda
Ferhat’ın deldiği dağlar sustular
Deli rüzgar gibi esince zaman 
Şiirler, türküler, sazlar sustular… 

Güzel suretinden  Arzu ararken 
Sırtına Kamber’in sevda vurdular
Susuz çöllerde Leyla sorarken 
Gönlüne Mecnun'un ateş saldılar. 

11 Kasım 2021 Perşembe

DAR-I DÜNYA

Bir ana kucağında ve bir baba duasında bulmuştuk dar-ı dünyayı.
Hangimiz bilirdik yitireceğimizi bir avuç toprakla o güzelim hülyayı.
Günlerin sayılı hatrı varmış meğer üzerimizde. Deli tayları gibi geçtik çocukluğumuzdan gençliğimize koşarak. 
Uçsuz bucaksız sandık hayallerimizi.
Koşar adımlarla uzaklaştık sevdiklerimizden. Mesafeler, hasretler, ayrılıklar koyduk sevdiklerimiz aramıza. 
Gün doğumundan gün batımına kadar uzanan mesafeler…
Marifet bildik uzayan ve bir o kadarda bizi birbirimizden uzaklaştıran yollarda yorulmayı.
Oysa ayrı geçen her günün sabahında zemheri ayazlarıyla uyandık her günün güneşsiz sabahlarına. 
Şimdilerde  sönmüş bir sevginin sıcaklığını arıyoruz üzerimize buzdan bir battaniye gibi örtülen, çığ gibi  devrilen umutlarımızın, hayallerimizin ve sevdiklerimize kavuşamayacağımızı bile bile akıp giden tarifsiz zamanın pençesinde. 
Buzdan bir kristal gibi ellerimizden düşerken hayat bir zaman bir yerlerde buluşabilme hülyasıyla sonsuzluğa doğru buzdan çöllerde hasretle kavrula kavrula menzil arıyoruz ulaşmak için… 
Kaybolmamak ve kaybetmemek umuduyla… 
                                                             LKA

ŞEHRİN KAYIP ZAMANI

Bir sessizliğin ortasında kalakaldım öylece 
Geceyi yırtan sessiz çığlıklar var ötede
El uzatsam zamanın kalp atışları… 
Yokluyor yüreğimi yıldız tenhasında
Zamanı yitirdim dostlar 
Bir gökyüzünün en mavi hecesinde
Kelimeler döküyor kalbim
Cümleler kuruyorum dağ gibi
Gökyüzündeki zamansızlığa
Ulaşamıyorum yine de
 Zamanın kırık dökük dişlisinde ezilen, bükülen
Yok olanlara… 
Zamanın içinde yitirdim dostlar… 
Ruhumu bir ipek örtü gibi kuşatan
Öpüp öpüp alnıma koyduklarımı
Şehirlerin karanlık gökyüzünde arıyorum 
Oysa öne düşünce  başım
Şehirlerin mezar taşlarıyla karşılaşıyorum. 
En karanlık sokağı benim yüreğim dostlar
Bu şehrin, gökyüzü yırtılmış örselenmiş 
Parça parça dağıtılmış bu şehrin… 
En karanlık sokağı benim… 
En sakin kuytularında saklıyorum 
Boyası dökülmüş gökyüzünü şehrin
Ve yalnız
Gökyüzü örselenmiş
Sakinleri var şehrin en karanlık sokağının….
Yüreğimin son durağında yaşayan sakinleri
En koyu karanlıklar sokağında
Şehrin mezar taşları arasına gömdüm onları
Uyumaktalar şimdi… 
Sessizce zamana tepeden bakan
Ay ışığı altında…. 

GÖNLÜMÜZE DÜŞENLER

Gönül gökyüzüne benzer
Gökyüzündeki bulutlar gönlün gözleridir
Gönül kederlendi mi, tasalandı mı bulutlar kararıverir
Gönül bahçesinin gülleri boynunu büker
Ağaçlarının yaprakları sararır
Gönül dertlendim mi gözü olan bulutlar yaş
döker
Yağmur olur sevdalısı toprağa düşer 
Seven sevdiğine kavuşur kavuşmasına da
Gülün boynunu büker dalın yaprağını döker
Gönül gözü taşar sele döner
Alır götürür gönüldeki sevdayı
Yağan yağmur taşan sel… 
Sevdasını gönlümüzde taşıdıklarımız
Bir kuru yaprak gibi kapılır gider gönlümüzün seline
Toprağa karışır sevda
Bulut kokar,yağmur kokar,toprak kokar
Çiçekler ekeriz sonra gönül toprağına
Gün gelir yağmurun toprağa kavuştuğu gibi… Kavuşuruz gönül toprağına ektiğimiz fidanlara
Gönlümüze dokunanın dokunduğu her yer çiğdem çiçek 
Baharlar gelir gönül dağımıza…. 

Sonbahar

Sonbahar

Sonbahar

Sonbahar

Merhaba Dostlar,

                                                          Merhaba Dostlar,
Uzunca düşünmelerin, uykusuz gecelerin karakışların, sarı sıcakların, hüzün dolu hazanların sonunda çiçek açan baharlar gibi sizlerle vuslata ermenin sevincini yaşamaktayım. 
        Şu zamana kadar yazdığım, yazacağım her ne varsa bu acizane adresten paylaşmaya gayret göstereceğim.
 Muhabbete, şiire ve dahi içimizden geçenleri paylaşmaya beklerim.


BEKLEMEK

​ Bir bulanık ay vakti bir tozlu gece Gözler nemli uzakta kaldı öylece  Bir nefeslik ömürde sona gelince Bir selamın yele verdi bekledi Önün...