Zamanın kapatamadığı sayfalarda
Mürekkeplerini biriktiriyorum.
Keşkelerin,
Eyvahların,
Hüzünlerin,
Harflerini kovaladığım cümlelerin,
Adı konulmamış zamansız ayrılıkların,
Kahır diye yazıyorum adını.
Bir kış akşamının kızıllığında
Tipi, boran, kar…
Hiçbiri de acıtmıyor ayrılığın kadar.
İçimin yangınında yakıyorum,
Sana yazdığım mektupların ucunu.
Pulları kalbime mühür gibi vurulmuş.
Gittiğin diyarlar uzak,
Yolları çetindir bilirim.
Sana ulaşmak için yüreğim çiziyor
Yol haritalarımı.
Bilmek, seni uzaklarda düşünüp bulmak.
Oysa kalbimin içinde taşıyorum seni
Bu bir beyhude aramak.
Ucu yanık mektuplara sarıp
Sevda kokusunu
Bilinmez bir diyara postalıyorum.
Ömrün son istasyonu bu artık.
Son yolculuk
Son vuslat…
Ceplerimde ucu yanık mektupların külleri
Ben gittikten sonra sana ulaşacak.
Uzun tren rayları gibi ömrüm
Bir yanı sevda bir yanı yasak.
Sevda hasret, vuslat yasak…
Bir tren bağırtısı sanki gönlüm
Dokunsan sen diye bağıracak.
Kırdığım aynaları aldım karşıma
Hangisine baksam sen…
Güneşi sarıp boynuma
Nereye taşısam sen
Yıldızlar şahittir oysa
Yalnız olmadığıma…
İstasyonlarda beklediğim sen.
Her ses senin sesin.
İçimdeki mektupları okumaktasın.
Bir kış akşamının kızıllığında,
Ve yanmakta içimde bir yerler,
Sen okudukça.
Bir kuyuya düşüyor gözlerim,
Karanlığında duyduğum senin sesin
Gözlerim duymasada
Yüreğimde yankılanmakta yüreğin.
Gel ey sevda yağmurlarıyla
Mektuplarımı ıslatan.
Baharlar müjdele satırlarıma
Bir kış akşamının kızıllığında
Çiçekler ek ellerinle
Ucu yanık mektuplarıma.
Lütfi Kerem ASLAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder