Yıllar eskimiş çerçeveleriydi ömrümüzün.
Gönül duvarına attığımız bir çentik...
Kâh sevincinden deli deli esen rüzgâr.
Kâh hüznüyle ağlayan yağmur.
Yapraklara şarkılar söyleten,
Dağlara omuz veren,
Gönül dalında çiçekler açtıran,
Solmaya mahkum gençlikti kimi zaman.
Deli taylar gibi koşturarak geçtik içinden.
Göğsümüzü yırtarcasına haykırdık.
Dağlara, ovalara sevdiğimizin adını.
Ötelerde yaylalar aşıp ovalar geçtik.
Seller gibi akıp giderken zaman,
Sevgilinin yüreğinde durulduk.
Yatağına kırgın bir ırmak olduk sonra.
Yâr bağında güle vurulduk.
Destur aldık bir gönle girerken,
Gönül kapısının tokmağını vurduk.
Zaman akıp giderken bir yıldız gibi
Gökyüzü gönüllü yârin gözlerinde kaybolduk.
Türküler yaktık gül yüzlü yâre,
Şafaklarda güneşi adıyla doğdurduk.
Zamanın merhametinde bulduk sevdayı.
Kâh ömrün son demini duyduk,
Kâh sevgilinin gözünde yağmur olduk,
Kâh saçlarımıza düşen akları bulduk.
Adımızı yazdık yan yana.
Gönül defterinin en güzel sayfalarına...
Hayalini uyuttuk sevgilinin,
Deliler gibi şarkı söyleyen rüzgârda.
Yıllar kovalarken ruhumuzu,
El uzattık,
Uykularda hasret kaldığımız sevdalığa.
Yazılmamış destanlar büyüttük,
Güle, ağaca, yaprağa...
Ve tohum olduk ekildik,
Sevgilinin gönül toprağına.
Oysa yıllar eskimiş çerçeveleriydi ömrümüzün.
İndirmemek üzere astık.
Gönlümüzün duvarına.
Lütfi Kerem ASLAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder