Belki bin yıllık bir hasretle baktım gözlerinin ciğerine.
Belki bin yıllık nefesle çektim cigaramı bakarak gözlerine.
Bu Züleyha’nın Yusuf’a bakışı gibiydi
Kerem’in Aslı’sını arayışı gibi…
Ferhat’ın Şirin’le arasındaki dağları deviren bir bakıştı belki…
Gözlerinin öyle gel çağrısıydı
Beni böyle darmadağın ederek sana getiren belki de…
Gönül ufkuna düşen bir yıldız gibi
Gözlerim gözlerini beklemekteydi.
Gönlüm yıllardır yollarını gözlemekteydi.
Bir an dudaklarına tebessüm ettirmek değildi marifet
Asıl marifet gözlerinin içini güldürebilmekti.
Evvelden verilen bir sözü tutmaktı belki bir bakış.
Rüzgârın sayfalarına yazılmış,
Çağlar öncesinden esen bir rüzgârın getirdiği bir bakış.
Bakış ki maziden kalan en büyük yalvarış.
Geç kalınmış bir ömrün,
Kırlara düşen ilk karın arasından süzülüp çıkan bir kardeleniydi sanki bu bakış.
İnsanın ömrünü tüketen, içini üşüten
Kor gibi dondurup,
Buz gibi tutuşturan,
Alıp uzak diyarlara götüren bir bakış.
Gözlerime düştüğünde gözlerin
İçime yağanın ateş mi kar mı olduğunu bilmediğim bir bakış.
Evvel zamanda söylenmiş bir merhaba gibi
Kirpiklerin usulca birbirine değerken
Gönlüme ince bir sızının dokunmasıydı bu bakış.
Görünenin ardındaki görünmeyenin sırrıydı belki gözlerin.
Yüreğimin sırrını açarken gözlerine,
Gözlerindeki sırda kaybettim yüreğimi belki de.
Gözlerin değdiğinde gözlerime
Tüm sırlarını açmıştım gönlümün.
Gönül ki ardın sıra gözlerin için yollara düşer.
Sen çekilirsin huysuz gecenin koynuna.
Ben de yokluğunu yırtan, içimi acıtan sessizlik kalır.
Bir bakışın sırrını çözmek için,
Yolları eskitirim, karlı dağları aşarım.
Ve sonunda dile gelirim.
“Dağları aşabilsem
Sel olup taşa bilsem
Bir yüz görümlüğü de olsa
Sana kavuşabilsem.”
Haykırış olur bakışın belki.
Solgun akşamüstlerinde, yorgun bir hüzün olur bakışlarım.
Yüreğime düşer yağmur gibi gözlerin.
Ve gökyüzü kadar buğulu ve durgundur.
Gönül toprağında filizlenen bir sarmaşık gibi
Gözlerin gözlerime gönlün yüreğime sarılır
Ve sadece bakışların aklımı başımdan alır. Lütfi Kerem ASLAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder